Eş Zamanlı Sermaye Artırımı

Eş zamanlı sermaye artırımı konulu Kurucumuz Dr. Soner Altaş’a ait yazıyı Sizinle paylaşıyoruz :

BÜLTEN

(2015/7)

Anonim ve Limited Şirketlerde Eş Zamanlı Sermaye Azaltımı İle Artırımı

 

Tarih : 29/05/2015
Sayı : 2015/7
Konu : Eş Zamanlı Sermaye Azaltımı İle Artırımında Yaşanan Sorunlar Ve Çözüm Önerileri hk.

Bilindiği üzere, Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerde sermayenin korunması ilkesine özel önem vermiştir. Bu ilkenin önemine binaen, Yasa Koyucu, 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’nda anonim ve limited şirketlerde sermayesinin korunması için bazı emredici hükümler sevk etmiştir. Bunlardan birisi de, eski Kanunun 324üncü maddesinde yer alan ve şirket esas sermayesinin karşılıksız kalması ve borca batık olması halinde alınması gereken tedbirleri düzenleyen hükümdür. 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu da sermayenin korunması ilkesine aynı önemi vermiş ve anonim şirketlerde yönetim kuruluna şirket sermayesinin kaybedilmesi veya şirketin borca batık olması hallerine ilişkin birtakım görevler yüklemiştir. Kanunun 633üncü maddesinde ise “Esas sermayenin kaybı ya da borca batık olma hâllerinde anonim şirketlere ilişkin ilgili hükümler kıyas yoluyla uygulanır. Ek ödeme yükümlülüğü hakkındaki hükümler saklıdır.” denilerek, limited şirketler de düzenlemenin kapsamına alınmıştır.

 

TTK’nın konuya ilişkin 376 ncı maddesinin ikinci fıkrasında “Son yıllık bilânçoya göre, sermaye ile kanunî yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhal toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hüküm, esasında 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu’nun 324 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Şirketin aciz halinde bulunduğu şüphesini uyandıran emareler mevcutsa idare meclisi aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere bir ara bilançosu tanzim eder. Esas sermayenin üçte ikisi karşılıksız kaldığı takdirde, umumi heyet bu sermayenin tamamlanmasına veya kalan üçte bir sermaye ile iktifaya karar vermediği takdirde şirket feshedilmiş sayılır.” hükmünün tekrarıdır.

Ancak, TTK’nın m.376/f.2 hükmü, eski Kanun hükmünden farklı olarak, sermaye kayıplarında sadece sermayeyi değil, sermayenin yanında kanuni yedek akçeleri de hesaba katmaktadır. Ayrıca, eski Kanuna göre üçte iki sermaye kaybı, borca batıklık şüphesi üzerine hazırlanan ara bilançodan tespit edilirken, TTK’nın m.376/f.2 hükmüne göre üçte iki sermaye kaybı yıllık bilançodan tespit edilecektir. Sermaye kaybının tespitinde dikkate alınacak kanunî yedek akçeler TTK’nın 519 uncu maddesinde düzenlenen genel kanuni yedek akçelerdir. Şirketin kendi paylarını iktisabında ayrılacak yedek akçeler ile esas sözleşme ve genel kurul kararı ile şirketin isteğiyle ayrılan yedek akçeler sermaye kaybının tespitinde dikkate alınmaz. Gerek esas veya çıkarılmış sermaye gerekse kanuni yedek akçe miktarı yönünden, sermaye kaybının tespit edildiği son yıllık bilanço tarihi itibariyle ulaşılan rakamlar esas alınır. Sermaye kaybına ilişkin tedbirlerin uygulanması için, şirket aktifleri toplamından borçları çıkarıldıktan sonra kalan öz sermayenin, sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının üçte birinden daha az olması gerekir.

Dolayısıyla, son yıllık bilânçodan, zararlar sebebiyle sermaye ile kanunî yedek akçeler toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, yönetim kurulunun çağrısı üzerine toplanan genel kurul iki karardan birini alır:

(1) Sermayenin üçte biri ile yetinilmesi, yani sermayenin azaltılıp zararın bünye dışına atılması;

(2) Sermayenin tamamlanması.

Eğer genel kurul bu iki karardan birini almaz ise anonim şirket kendiliğinden sona erer. TTK’nın genel kurulu bu seçenekler arasında tercih yapmaya zorlamasının sebebi, şirketin durumunu bir an önce açıklığa kavuşturmak düşüncesidir. Sermayenin tamamlanmasında kullanılacak yöntemlerden birisi zarar tutarında sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı olarak azaltılan miktarla aynı tutarda artırıma gidilmesidir. Diğer bir deyişle, açık kadar sermaye azaltılması ile aynı anda önceki miktara tamamlayacak kadar sermaye artırımı yapılmasıdır. Bu durumda azaltma ve artırım aynı anda ve eksilen miktarda olacaktır.

Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin 81inci ve 98inci maddeleri, anonim ve limited şirketlerde sermayenin tamamlanması, yani sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı olarak azaltılan miktarla aynı ya da daha yüksek tutarda artırılmasına karar verilmesi halinde, aşağıdaki belgelerin ticaret sicili müdürlüğüne verilmesini şart koşmaktadır:

a) Sermaye azaltılması ve artırımının eş zamanlı olarak yapılmasına ilişkin genel kurul kararının noter onaylı örneği.

b) Sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı ve aynı miktarda yapılan sermaye artırımında artırılan sermayenin tamamen ödendiğine; daha yüksek sermaye artırımı yapılması halinde ise, aşan kısmın dörtte birinin de ödendiğine dair banka mektubu.

c) Sermayenin azaltılması ve artırılmasının eş zamanlı olarak yapılmasına ilişkin hükümleri içeren değişik esas sözleşme metni.

ç) Esas sözleşme değişikliği Bakanlık veya diğer resmi kurumların iznine veya uygun görüşüne tabi olan şirketler için bu izin veya uygun görüş yazısı.

d) Sermayenin tamamının ödendiğine, karşılıksız kalıp kalmadığına ve şirket özvarlığının tespitine ilişkin yeminli mali müşavir veya serbest muhasebeci mali müşavir raporu ya da denetime tabi şirketlerde denetçinin bu tespitlere ilişkin raporu.

Dikkat edileceği üzere, Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin 81inci ve 98inci maddeleri, sermayenin azaltılması işlemi ile birlikte eş zamanlı ve aynı miktarda yapılan sermaye artırımında artırılan sermayenin tamamen ödendiğine; daha yüksek sermaye artırımı yapılması halinde ise, aşan kısmın dörtte birinin de ödendiğine dair banka mektubunun ilgili ticaret sicili müdürlüğüne ibrazını şart koşmaktadır. Yönetmeliğin bu düzenlemesine ise TTK’nın 473üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “Bir anonim şirket sermayesini azaltarak, azaltılan kısmın yerine geçmek üzere bedelleri tamamen ödenecek yeni paylar çıkarmıyorsa, genel kurul, esas sözleşmenin gerektiği şekilde değiştirilmesini karara bağlar.” hükmünde geçen “bedelleri tamamen ödenecek” ifadesi kaynak teşkil etmektedir. Örneğin; esas sermayesi 1.000.000 TL, kanuni yedek akçeleri toplamı 200.000 TL olan ve geçmiş yıl zararları 800.000 TL’ye ulaşan bir anonim şirket, bilanço zararını kapatmak amacıyla sermayesini 800.000 TL azaltarak 200.000 TL’ye düşürmek ve eş zamanlı olarak 800.000 TL sermaye artırımına gitmek istediği takdirde, artırılan 800.000 TL’nin nakden ve defaten banka hesabına yatırılması ve buna ilişkin banka dekontunun ticaret sicili müdürlüğüne ibraz edilmesi gerekmektedir. Daha yüksek sermaye artırımına gidilmesi durumunda, örneğin 1.000.000 TL sermaye artımına gidilmesi halinde ise, yine 800.000 TL’nin nakden ve defaten banka hesabına yatırılması gerekmekte, sadece aşan kısım olan 200.000 TL’nin dörtte biri olan 50.000 TL’nin ödenmesine izin verilmektedir. Bu durumda, pay sahiplerinin toplamda 850.000 TL’yi eş zamanlı sermaye azaltımı ve artırımı işleminin tescilinden önce bankaya yatırmaları gerekmektedir.

Oysa, TTK, anonim ve limited şirketlerin nakdî sermaye artırımlarında, artırılan sermayeyi temsil eden payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşinin sermaye artırımının tescilinden önce, gerisinin de tescili izleyen yirmidört ay içinde ödenmesine izin vermektedir. Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde yer bulan bu düzenlemenin, sermaye artırımına iştirak eden ortakları malî açıdan zor durumda bıraktığı, eş zamanlı sermaye azatlımı ve artırımı işleminin cazibesini azalttığı kanısındayız. Çünkü, eş zamanlı sermaye azaltımı ve artırımı şirket ortakları açısından tek yol olmayıp, ihtiyarîdir. Çünkü, TTK, son yıllık bilânçodan, zararlar sebebiyle sermaye ile kanunî yedek akçeler toplamının üçte ikisinin karşılıksız kaldığının anlaşılması durumunda, genel kurulun sermayenin üçte biri ile yetinilmesi, yani sermayenin azaltılıp zararın bünye dışına atılması yönünde karar almasına da imkan tanımaktadır. Yani, genel kurul eş zamanlı sermaye artırımına gitmek yerine sadece sermayenin azaltılmasına da karar verebilir, ki bu şirket ortaklarının daha çok lehine olan bir durumdur. Aynı şeyi şirket alacaklıları açısından söylemek ise mümkün değildir. Kalan sermaye ile yetinilmesine karar verilmesi, yani sadece sermayenin azaltılması, şirketin özkaynaklarının azalması ve alacaklarının tehlikeye düşmesi anlamı taşır. Bu durumda, sermaye azaltımı ile eş anlı olarak sermaye artırımına gidilmesi şirket alacaklılarının daha çok menfaatine olan bir durumdur. Kaldı ki, şirket ortakları, taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile sorumlu olduklarından, sermaye artırımında taahhüt edilen tutarın ödenmemesi gibi bir olumsuzluğun oluşması da mümkün değildir.

Bu nedenle, TTK’nın m.473/f.1 hükmündeki “bedelleri tamamen ödenecek” ibaresinin ve Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin mezkûr düzenlemesinin, alacaklıların menfaatine olan ve şirket ortaklarının iyi niyetli olarak tercih edecekleri bu ikinci yöntemin kullanılmasında, adeta işi yokuşa koşmakta ve zımnî olarak mali durumu bozulan anonim şirketleri kalan sermaye ile yetinmeye zorlamakta olduğu kanısındayız. Bu nedenle, yapılacak bir yasa değişikliğinde TTK’nın 473üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “bedelleri tamamen ödenecek” ibaresinin madde metninden çıkarılmasının ya da “bedelleri 341inci madde uyarınca ödenecek” şeklinde değiştirilmesinin, bu yasa değişikliği ile beraber Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin anılan hükmünde değişikliğe gidilerek eş zamanlı sermaye artırımlarında da artırılan sermayeyi temsil eden payların itibarî değerlerinin en az yüzde yirmibeşinin sermaye artırımının tescilinden önce, gerisinin de tescili izleyen yirmidört ay içinde ödenmesine izin verilmesinin düzenlemenin amacına daha uygun olacağı kanısındayız.

Bununla birlikte, sorunun, TTK’nın 473üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “bedelleri tamamen ödenecek” ibaresini değiştirmeden, sadece Ticaret Sicili Yönetmeliği’nde değişikliğe gidilerek de çözülmesinin mümkün olduğu kanısındayız. Zira, buradaki karmaşanın, TTK’nın 473üncü maddesinin birinci fıkrasındaki “bedelleri tamamen ödenecek” ibaresinin yorumlanmasından kaynaklandığını düşünmekteyiz. Hatırlarsanız, TTK’nın limited şirketlere ilişkin 585inci maddesinin 13 Ocak 2011 tarihinde kabul edilen ilk halinde; “Şirket, kanuna uygun olarak düzenlenen şirket sözleşmesinde, kurucuların limited şirket kurma iradelerini açıklayıp, sermayenin tamamını şartsız taahhüt etmeleri ve nakit kısmı hemen ve tamamen ödemeleriyle kurulur. 588’inci maddenin birinci fıkrası saklıdır.” denilerek, limited şirketin kurucuları tarafından nakden taahhüt edilen sermaye paylarının “hemen ve tamamen” ödenmesini şart koşulmuştu. 26/06/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunla TTK’nın konuya ilişkin 585nci maddesi; “Şirket kurucularının, kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan, sermayenin tamamını ödemeyi, şartsız taahhüt ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı şirket sözleşmesinde, limited şirket kurma iradelerini açıklamalarıyla kurulur. Esas sermaye pay bedellerinin ödenmesi, ödeme yeri, ifa borcu, ifa etmemenin sonuçları, bedelleri tamamen ödenenmiş payların devri hususlarında bu kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümleri kıyasen uygulanır. 588inci maddenin birinci fıkrası saklıdır.” şeklinde değiştirildi. Dolayısıyla, limited şirket sermayesinin tamamının yahut bir kısmının nakden taahhüt edilmesi halinde, nakden taahhüt edilen payların itibarî değerlerinin en az %25’inin tescilden önce, kalan %75’inin de şirketin tescilini izleyen 24 ay içinde ödenmesi mümkündür. Görüldüğü üzere, 585inci maddenin ilk halinde “hemen ve tamamen” ibaresi yer almakta idi ve soruna da bu ibare neden oluyordu. Değişiklik sonrasındaki metinde ise anonim şirket hükümlerine yollamada bulunuldu, ancak maddenin ilk cümlesinde “sermayenin tamamını ödemeyi” ibaresi yer aldı. Bununla birlikte, anılan ibare, taahhüt edilen sermaye tamamen ödenir şeklinde yorumlanmadı. Kanımızca, 473üncü maddenin birinci fıkrasındakibedelleri tamamen ödenecek” ibaresi de böyle yorumlanmalıdır. Yani, anılan ibareden, azaltılan kısmın yerine çıkarılacak sermaye paylarının bedellerinin iç kaynaklardan karşılanamayacağı, nakden karşılanacağı anlaşılmalı, hemen ödeneceği şeklinde bir yoruma gidilmemelidir. Bu durumda, Ticaret Sicili Yönetmeliği’nin 81inci ve 98inci maddelerinin değiştirilmesinin dahi sorunun çözümü için yeterli olabileceği kanısındayız.

Scroll to Top