Kurucumuz Dr. Soner Altaş’ın “Anonim Şirketler” kitabını incelediniz mi?
Bir belediye şirketinde sorun çıktığında ilk sorulan soru genellikle aynıdır: Belediye şirketlerini kim denetler? Bu sorunun kısa cevabı tek bir kurum değildir. Belediye şirketleri; şirketler hukuku, belediye mevzuatı, kamu kaynağı kullanımı ve faaliyet konusuna göre farklı denetim katmanlarına tabidir. Tam da bu nedenle, denetimin kapsamı şirketin hukuki statüsüne, ortaklık yapısına, iş hacmine ve yaptığı işin niteliğine göre değişir.
Uygulamada en çok karıştırılan nokta şudur: Belediye şirketi, belediyenin bir müdürlüğü değildir. Çoğu zaman Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurulmuş anonim veya limited şirkettir. Ancak sermaye yapısı ve kamu bağlantısı nedeniyle tamamen özel sektör şirketi gibi değerlendirilmesi de doğru değildir. Denetim mekanizmasını doğru okumak için bu ikili yapıyı birlikte ele almak gerekir.
Belediye şirketlerini kim denetler sorusunun hukuki çerçevesi
Belediye şirketleri kural olarak Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi sermaye şirketleridir. Belediye veya belediyeye bağlı idareler bu şirketlerde doğrudan ya da dolaylı pay sahibi olabilir. Bu nedenle şirketin iç işleyişi bakımından genel kurul, yönetim kurulu, finansal tablolar, pay sahipliği yapısı ve bağımsız denetim yükümlülüğü gibi konularda şirketler hukuku devreye girer.
Bunun yanında belediye şirketleri, kamu kaynağıyla bağlantılı oldukları ölçüde belediye hukukunun ve kamu denetiminin de ilgi alanına girer. Özellikle belediye bütçesiyle ilişkili işlemler, sermaye artırımları, ayni veya nakdi kaynak aktarımı, görev zararları, hizmet alım ilişkileri ve ihale bağlantılı süreçler klasik bir özel şirket denetiminden daha farklı sonuçlar doğurur.
Bu nedenle belediye şirketlerinin denetimi dört ana eksende değerlendirilmelidir: şirket içi denetim, bağımsız denetim, belediye organlarının gözetimi ve kamu denetimi.
Şirket içi denetim ve organ denetimi
Belediye şirketinin ilk denetim halkası şirketin kendi organlarıdır. Anonim şirketlerde genel kurul ve yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler ve ortaklar kurulu, şirketin kanuna ve esas sözleşmeye uygun yönetiminden sorumludur. Buradaki denetim, sadece mali sonuçların incelenmesi değildir; temsil yetkisinin kullanımı, bağlı taraf işlemleri, şirket malvarlığının korunması, yöneticilerin sadakat ve özen yükümlülüğü gibi alanları da kapsar.
Belediye tüzel kişiliği şirkette pay sahibi ise, pay sahibi sıfatıyla genel kurulda belirleyici etkiye sahip olabilir. Ancak burada kritik bir ayrım vardır. Belediye başkanı ya da belediye bürokrasisi, şirket organlarının yerine geçerek şirketi fiilen yönetemez. Şirketin ayrı bir tüzel kişiliği vardır ve organlar eliyle yönetilmesi gerekir. Aksi yaklaşım, hem yetki karmaşası yaratır hem de yöneticilerin sorumluluğunu ağırlaştırır.
Uygulamada birçok uyuşmazlık, belediye şirketlerinde yönetim kurulu yapılanmasının kurumsal esaslara göre değil, idari reflekslerle kurulmasından kaynaklanır. Oysa denetim sağlıklı olacaksa önce yönetim yapısının hukuken doğru kurulması gerekir.
Yönetim kurulunun sorumluluğu neden belirleyicidir?
Çünkü denetim yalnızca dışarıdan gelen kontrol değildir. Yönetim kurulu üyeleri, şirketin muhasebe düzeninin kurulmasından finansal raporlamanın doğruluğuna, risklerin izlenmesinden iç kontrol sistemine kadar birçok başlıkta doğrudan sorumludur. Belediye şirketlerinde kamuoyu baskısı yüksek olduğu için, sonradan yapılan incelemelerde en çok bu sorumluluk alanları tartışılır.
Bağımsız denetim belediye şirketleri için ne ifade eder?
Belediye şirketlerini kim denetler sorusunun önemli cevaplarından biri de bağımsız denetçidir. Ancak her belediye şirketi otomatik olarak bağımsız denetime tabi değildir. Burada Türk Ticaret Kanunu ve ilgili Cumhurbaşkanı kararları uyarınca belirlenen ölçütler dikkate alınır. Aktif büyüklük, net satış hasılatı ve çalışan sayısı gibi eşiklerin aşılması halinde şirket bağımsız denetime girebilir.
Bağımsız denetim, şirketin finansal tablolarının belirli standartlara uygun hazırlanıp hazırlanmadığını inceler. Bu denetim çok değerlidir, ancak sınırları da bilinmelidir. Bağımsız denetçi her usulsüzlüğü ortaya çıkaran bir soruşturma makamı değildir. Esas işlevi, finansal raporlamanın gerçeğe uygunluğu konusunda görüş oluşturmaktır.
Buna rağmen belediye şirketlerinde bağımsız denetim raporları yönetim kalitesi açısından güçlü bir erken uyarı mekanizmasıdır. Özellikle ilişkili taraf işlemleri, tahsilat sorunları, yüksek borçluluk, görevle bağlantılı gelir-gider dengesizlikleri ve iç kontrol zaafları çoğu zaman ilk kez bu raporlarda görünür hale gelir.
Belediye meclisi ve belediye idaresinin gözetim rolü
Belediye şirketleri üzerinde belediye meclisinin ve belediye yönetiminin dolaylı fakat önemli bir gözetim işlevi vardır. Çünkü belediye, şirketin ortağı olarak sermaye koyar, temsilci belirler, kimi zaman hizmet ilişkisini şekillendirir ve kamu kaynağıyla bağlantılı kararlar alır. Bu yönüyle şirket faaliyetleri belediyenin mali disiplini ve kamu hizmeti sorumluluğu açısından da izlenir.
Ancak burada hassas bir denge vardır. Belediye meclisinin denetim yetkisi ile şirketin özel hukuk tüzel kişiliği arasındaki sınır her zaman net uygulanmayabilir. Meclis, belediye faaliyetlerini ve belediye kaynaklarının kullanımını denetler; fakat şirketin ticari sır niteliğindeki her işlemine sınırsız biçimde müdahale edemez. Denetimin kapsamı, belediye ile şirket arasındaki hukuki ilişki çerçevesinde değerlendirilmelidir.
Özellikle sermaye artırımı, şirkete taşınmaz devri, hizmet alım sözleşmeleri, borçlanma ilişkileri ve belediye garantisi doğurabilecek işlemler bakımından belediye organlarının denetim ve karar süreçleri daha görünür hale gelir.
Sayıştay belediye şirketlerini denetler mi?
En çok tartışılan başlıklardan biri budur. Sayıştay, doğrudan ve her durumda klasik anlamda tüm belediye şirketlerini denetleyen bir şirket denetçisi gibi çalışmaz. Ancak belediyelerin ve bağlı idarelerin hesap, işlem ve mali faaliyetlerini denetlediği için, belediye şirketleriyle kurulan mali ve hukuki ilişkiler Sayıştay incelemesinin konusu olabilir.
Başka bir ifadeyle Sayıştay denetimi çoğu zaman şirketin kendi ticari varlığından çok, belediye kaynağının şirkete nasıl aktarıldığı, belediye ile şirket arasındaki işlemlerin mevzuata uygun olup olmadığı ve kamu zararına yol açan bir süreç bulunup bulunmadığı üzerinde yoğunlaşır. Bu da belediye şirketlerinin fiilen Sayıştay radarında olduğu anlamına gelir.
Burada ince bir ayrım vardır. Sayıştay denetimi ile bağımsız denetim aynı şey değildir. İlki kamu mali yönetimi ve kamu kaynağı ekseninde hareket eder, ikincisi finansal raporlama doğruluğuna odaklanır. Belediye şirketlerinde sağlıklı bir yönetişim için her iki bakışın birlikte değerlendirilmesi gerekir.
İçişleri Bakanlığı ve diğer idari denetim mekanizmaları
Belediyeler üzerindeki idari vesayet ve teftiş mekanizmaları dolaylı olarak belediye şirketlerine de uzanabilir. Özellikle görevin kötüye kullanılması iddiası, kamu zararı, kaynak aktarımı, personel ilişkileri veya mevzuata aykırı şirketleşme modelleri gündeme geldiğinde idari denetim daha görünür hale gelir.
Bunun yanında şirketin faaliyet alanına göre farklı kurumlar da devreye girebilir. Ulaşım, enerji, çevre, gayrimenkul geliştirme, gıda, sağlık ya da teknoloji alanında faaliyet gösteren belediye şirketleri, sektörel düzenleyici kurumların gözetimine tabi olabilir. Yani denetim sadece ortaklık yapısından değil, işin konusundan da doğar.
Denetimde en kritik mesele: Kamu şirketi mi, ticaret şirketi mi?
Belediye şirketlerinde hataların önemli bir kısmı, bu soruya yanlış cevap verilmesinden kaynaklanır. Şirket sadece kamuya ait diye kamu idaresi gibi yönetildiğinde ticaret hukuku ihlal edilir. Tersine, sadece ticari şirket gibi görülüp kamu kaynağı boyutu ihmal edildiğinde de denetim riski doğar.
Doğru yaklaşım, hibrit yapıyı kabul etmektir. Belediye şirketi hem Türk Ticaret Kanunu disiplinine uygun yönetilmeli hem de kamu kaynağı, şeffaflık, hesap verilebilirlik ve görev alanı bakımından daha yüksek bir dikkat standardına tabi tutulmalıdır. Özellikle yönetim kurulu kararları, temsil yetkileri, ilişkili taraf işlemleri, ihale bağlantılı süreçler ve sermaye hareketleri bu bakımdan özel hassasiyet taşır.
Uygulamada neden profesyonel yapılandırma gerekir?
Çünkü belediye şirketlerinde sorun çoğu zaman denetimin yokluğundan değil, denetim haritasının yanlış kurulmasından çıkar. Bir şirket bağımsız denetime tabi olabilir ama iç kontrol sistemi zayıfsa risk büyür. Belediye meclisi gözetim yapabilir ama şirket organları usulüne uygun çalışmıyorsa sorumluluk dağılır. Sayıştay incelemesi yapılabilir ama ticaret hukuku bakımından eksikler ayrıca devam edebilir.
Bu nedenle belediye şirketlerinde sadece denetim sorusunu sormak yetmez; denetime hazır bir kurumsal yapı kurulup kurulmadığı da sorgulanmalıdır. Esas sözleşmenin güncelliği, yönetim organlarının yetki sınırları, pay sahipliği temsili, karar alma usulleri, raporlama düzeni ve ilişkili taraf işlemleri baştan doğru kurgulanmalıdır. Altaş Kurumsal Danışmanlık yaklaşımında da esas olan budur: Sorun çıktıktan sonra savunma üretmek değil, mevzuata uygun ve denetlenebilir bir yapı kurmaktır.
Belediye şirketlerini kim denetler sorusuna verilecek en doğru cevap şudur: Duruma göre şirket organları, bağımsız denetçi, belediye organları, Sayıştay ve ilgili idari kurumlar. Asıl mesele, bu denetimlerin birbirini dışlayan değil birbirini tamamlayan mekanizmalar olduğunu görmektir. Sağlam bir kurumsal yapı kurulduğunda denetim bir tehdit olmaktan çıkar, yönetim kalitesinin ölçüsüne dönüşür.

