Kurucumuz Dr. Soner Altaş’ın “Anonim Şirketler Hukuku” kitabını incelediniz mi?

Şirket ortaklarının en çok yanıldığı alanlardan biri, şirket kasasında para bulunmasını dağıtılabilir kar varmış gibi değerlendirmektir. Oysa kar payı dağıtımı nasıl yapılır sorusunun cevabı, yalnızca nakit durumuna değil; dönem karına, geçmiş yıl zararlarına, ayrılması zorunlu yedek akçelere, şirket sözleşmesine ve yetkili organ kararlarına birlikte bakılmasını gerektirir. Bu nedenle kar dağıtımı, muhasebe işlemi kadar Şirketler Hukuku bakımından da dikkatle yürütülmesi gereken bir süreçtir.
Kar payı dağıtımında temel çerçeve, şirketin türüne göre değişir. Anonim şirketlerde esas karar mercii genel kuruldur ve yönetim kurulunun hazırlık rolü önem taşır. Limited şirketlerde ise genel kurul kararı belirleyicidir. Her iki şirket türünde de ortaklara ödeme yapılmadan önce şu kritik soruya net cevap verilmelidir: Dağıtılabilir net kar gerçekten mevcut mu?
Kar payı, şirketin faaliyet dönemi sonunda oluşan ve kanunen ayrılması gereken kalemler düşüldükten sonra ortaklara dağıtılabilen net kar üzerinden gündeme gelir. Burada hareket noktası ticari bilanço değil, onaylanmış finansal sonuçlar ve bu sonuçların şirket organlarınca kabul edilmiş olmasıdır.
Özellikle anonim ve limited şirketlerde kar dağıtımı, şirket malvarlığının ortaklara keyfi biçimde aktarılması anlamına gelmez. Sermayenin korunması ilkesi, alacaklıların menfaati ve şirketin finansal devamlılığı dikkate alınır. Bu sebeple dönem karı bulunsa bile geçmiş yıl zararları kapatılmadan ve ayrılması zorunlu yedekler ayrılmadan dağıtım yapılması hukuki risk doğurur.
Uygulamada en sık karşılaşılan hata, mali müşavir kayıtları ile Şirketler Hukuku karar süreçlerinin birbirinden kopuk yürütülmesidir. Oysa geçerli bir kar dağıtımı için hem finansal hem de kurumsal karar altyapısının uyumlu olması gerekir.
Kar payı dağıtımı nasıl yapılır sorusuna verilecek en sağlıklı yanıt, süreci aşama aşama değerlendirmektir. İlk aşama, ilgili hesap dönemine ait finansal tabloların ve yıllık faaliyet sonuçlarının ortaya konulmasıdır. Şirketin gerçekten net dönem karı üretip üretmediği, geçmiş yıl zararlarının bulunup bulunmadığı ve dağıtıma konu edilebilecek tutarın ne olduğu burada belirlenir.
İkinci aşamada, kanunen ayrılması gereken yedek akçeler dikkate alınır. Özellikle anonim şirketlerde genel kanuni yedek akçe ayrılması, dağıtım hesabının vazgeçilmez parçasıdır. Bu kalemler ayrılmadan doğrudan ortaklara ödeme yapılması, sonradan iade ve sorumluluk tartışmalarına yol açabilir.
Üçüncü aşama, yetkili organ kararının alınmasıdır. Anonim ve limited şirkette genel kurul, karın ne kadarının dağıtılacağını, ne kadarının şirket bünyesinde bırakılacağını ve ödemenin zamanını karara bağlar. Esas sözleşmede kar payına ilişkin özel hükümler varsa, kararların bunlarla uyumlu olması gerekir.
Dördüncü aşamada stopaj ve diğer vergisel yükümlülükler değerlendirilir. Kar dağıtımı salt şirket içi bir karar değildir; aynı zamanda vergi sonuçları olan bir işlemdir. Yanlış stopaj uygulaması veya yanlış tarihleme, şirket bakımından ek vergi ve ceza riski doğurabilir.
Son aşama ise fiili ödemedir. Karar alınmış olması tek başına yeterli değildir. Ödemenin karara, pay oranına, varsa imtiyazlara ve mevzuata uygun biçimde yapılması gerekir. Bazı şirketlerde ortak cari hesapları üzerinden yapılan işlemler, usulüne uygun kar payı dağıtımı ile karıştırılmaktadır. Bu iki konu her zaman aynı değildir.
Anonim şirketlerde süreç daha formel ilerler. Yönetim kurulu, finansal tabloları ve yıllık faaliyet raporunu hazırlar; karın kullanımına ilişkin önerisini genel kurula sunar. Genel kurul, bilanço ve diğer finansal tabloları onayladıktan sonra karın dağıtımına karar verebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, genel kurulun doğrudan ve yeterli belgeye dayanmayan bir dağıtım kararı almamasıdır. Finansal tabloların onaylanmadığı, yedek akçelerin ayrılmadığı veya gündemde kar dağıtımı bulunmadığı durumlarda alınan kararlar tartışmalı hale gelebilir. Özellikle aile şirketlerinde, ortaklar arasındaki güven ilişkisi nedeniyle şekli gerekliliklerin ihmal edildiği görülür. Ancak uyuşmazlık çıktığında ilk bakılan yer bu şekli prosedürlerdir.
Anonim şirkette ayrıca imtiyazlı paylar, intifa senedi sahipleri veya kar payı avansı gibi özel başlıklar da süreci etkileyebilir. Bu nedenle standart bir bilanço okuması her zaman yeterli olmaz; esas sözleşme hükümlerinin ayrıca incelenmesi gerekir.
Limited şirketlerde karar mekanizması daha sade görünse de uygulama riskleri az değildir. Ortaklar çoğu zaman şirket hesabından yaptıkları çekişleri kar payı olarak değerlendirmektedir. Oysa usulüne uygun karar olmadan yapılan ödemeler, kar payı değil; farklı hukuki nitelikte işlemler olarak yorumlanabilir.
Limited şirkette de öncelikle finansal sonuçların netleşmesi, dağıtılabilir karın hesaplanması ve genel kurul kararının alınması gerekir. Şirket sözleşmesinde farklı bir düzenleme yoksa, kar payı esas itibarıyla ortakların esas sermaye payları oranında dağıtılır. Ancak sözleşmede öngörülen özel hükümler, bazı ortaklara farklı haklar tanıyabilir.
Özellikle az ortaklı ve aile niteliği ağır basan limited şirketlerde, şirket ile ortak malvarlığının fiilen iç içe geçtiği durumlar görülür. Bu yapı, kar dağıtımı sürecinde hem vergi hem de ortaklar arası ihtilaf bakımından ciddi sorunlar üretir. Bu nedenle limited şirketlerde kar dağıtımı kararı, çoğu zaman düşünüldüğünden daha fazla kurumsal disiplin gerektirir.
Dağıtılabilir karın hesabında temel referans, net dönem karıdır. Ancak bu rakam doğrudan ortaklara ödenecek tutar değildir. Önce geçmiş yıl zararları mahsup edilir. Ardından ayrılması gereken kanuni yedek akçeler ayrılır. Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede ayrılması öngörülen başka yedekler varsa bunlar da dikkate alınır.
Bundan sonra kalan tutarın tamamı dağıtılabilir nitelikte de olmayabilir. Şirketin yatırım planları, kredi sözleşmelerindeki sınırlamalar, finansal sürdürülebilirlik ihtiyacı ve sektör koşulları nedeniyle karın bir kısmının bünyede bırakılması daha doğru olabilir. Hukuken mümkün olan her dağıtım, ticari açıdan doğru dağıtım anlamına gelmez.
Bu noktada yönetim organının özen borcu da devreye girer. Özellikle finansal kırılganlığı bulunan şirketlerde, sırf ortak talebi nedeniyle agresif kar dağıtımı yapılması ileride sermaye kaybı ve borca batıklık riskini artırabilir.
Uygulamada ilk hata, genel kurul kararı olmadan ödeme yapılmasıdır. İkinci hata, geçmiş yıl zararları varken dağıtım yapılmasıdır. Üçüncü hata, yedek akçelerin ayrılmaması veya yanlış hesaplanmasıdır. Dördüncü hata ise ortaklara eşitlik ilkesine ve pay oranlarına aykırı ödeme yapılmasıdır.
Bir başka kritik hata da kar payı ile borç verme, avans, ücret veya ortak cari hesap işlemlerinin birbirine karıştırılmasıdır. Her ödemenin hukuki sebebi net olmalıdır. Aksi halde vergi incelemesi, bağımsız denetim, ortaklar arası uyuşmazlık veya yönetici sorumluluğu bakımından ciddi sorunlar doğabilir.
Özellikle kurumsallaşma sürecindeki şirketlerde, kar dağıtımının yalnızca yıl sonu muhasebe meselesi olarak görülmemesi gerekir. Bu konu aynı zamanda pay sahipliği dengesi, aile şirketi içi ilişkiler, yönetim kurulu güvenilirliği ve kayıt dışı uygulamaların önlenmesi bakımından stratejiktir.
Kar payı dağıtımında vergisel yükümlülükler, karar kadar önemlidir. Dağıtımın hangi tarihte yapıldığı, kime yapıldığı, dar mükellef veya tam mükellef ortak bulunup bulunmadığı ve stopaj oranlarının doğru uygulanıp uygulanmadığı dikkatle değerlendirilmelidir.
Yanlış vergileme, çoğu zaman yalnızca vergi borcu doğurmaz; gecikme faizi, ceza ve şirket içi kayıt düzeltmeleri gibi ek sonuçlar da üretir. Yabancı ortaklı yapılarda veya grup şirketlerinde bu boyut daha da hassas hale gelir. Bu nedenle kar dağıtımı kararı alınırken hukuk ve vergi perspektifinin birlikte çalışması gerekir.
Şirketin geçmiş yıl zararları varsa, ortaklar arasında imtiyazlı yapı bulunuyorsa, aile şirketi niteliği ağır basıyorsa, ortak cari hesapları yüksekse veya şirket yatırım dönemindeyse kar dağıtımı mutlaka teknik değerlendirmeyle ele alınmalıdır. Benzer şekilde esas sözleşmede özel hükümler yer alıyorsa, yalnızca muhasebe kaydına bakılarak karar verilmesi doğru olmaz.
Altaş Kurumsal Danışmanlık yaklaşımında bu tür işlemler, sadece karar metni hazırlanacak teknik bir formalite olarak görülmez. Asıl mesele, dağıtımın mevzuata uygun, denetlenebilir, şirket menfaatini koruyan ve ortaklar arası dengeyi bozmayan bir çerçevede kurgulanmasıdır.
Sağlıklı bir kar payı dağıtımı, ortakların beklentisini karşılamakla yetinmez; şirketin kayıt düzenini, yönetim disiplinini ve hukuki güvenliğini de güçlendirir. Bu yüzden en doğru soru karın yalnızca ne kadar dağıtılacağı değil, dağıtımın hangi hukuki ve mali zeminde yapılacağıdır.
Kurucumuz Dr. Soner Altaş’ın “Anonim Şirketler Hukuku” kitabını incelediniz mi?

Kâr payı dağıtımı, anonim ve limited şirketlerde dönem sonunda elde edilen kârın, kanun ve şirket sözleşmesi hükümleri çerçevesinde ortaklara dağıtılması sürecidir. Ancak şirketin bilançosunda kâr görünmesi tek başına ortaklara kâr payı ödenebileceği anlamına gelmez.
Kâr dağıtımından önce şirketin dağıtılabilir kârının belirlenmesi, kanuni yedek akçelerin ayrılması, varsa geçmiş yıl zararlarının ve diğer yasal yükümlülüklerin dikkate alınması gerekir. Daha sonra yetkili şirket organı tarafından kâr dağıtımı konusunda karar alınır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu bakımından anonim şirketlerde kâr payı dağıtımına ilişkin temel hükümler TTK’nın 507 ila 509. maddelerinde, yedek akçelere ilişkin temel hükümler ise 519 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kâr payı, kural olarak net dönem kârından ve kanunen dağıtılabilir nitelikteki serbest yedek akçelerden dağıtılabilir.
Halka açık şirketlerde ise 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemeleri ayrıca dikkate alınmalıdır.
Kâr payı, şirketin elde ettiği ve dağıtılabilir nitelikte bulunan kârın ortaklara, sahip oldukları pay veya sermaye oranları dikkate alınarak dağıtılması sonucunda ortağın elde ettiği kazançtır.
Anonim şirketlerde esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı sürece kâr ve tasfiye payının, pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanması esastır.
Bu nedenle şirketin yalnızca kâr etmiş olması değil, ortaklara dağıtılabilecek bir kârın bulunması gerekir.
Kâr payı dağıtım süreci genel olarak şu aşamalardan oluşur:
Şirketin ilgili hesap dönemine ilişkin finansal tabloları hazırlanır.
Net dönem kârı belirlenir.
Geçmiş yıl zararları ve kanunen ayrılması gereken tutarlar dikkate alınır.
Genel kanuni yedek akçe ayrılır.
Dağıtılabilir kâr tutarı belirlenir.
Yönetim kurulu veya müdürler tarafından kâr dağıtım önerisi hazırlanır.
Yetkili genel kurul kâr dağıtımı konusunda karar verir.
Kâr payının dağıtım tarihi belirlenir.
Ortaklara ödenecek kâr payları hesaplanır.
Vergisel kesintiler ve diğer yasal yükümlülükler yerine getirilerek ödeme gerçekleştirilir.
Hayır. Şirketin muhasebe kayıtlarında net dönem kârının bulunması, bu tutarın tamamının ortaklara dağıtılabileceği anlamına gelmez.
Kâr dağıtımında öncelikle şirketin dağıtılabilir kârının belirlenmesi gerekir. Geçmiş yıl zararları, kanuni yedek akçeler, esas sözleşme hükümleri ve ilgili diğer düzenlemeler dikkate alınmadan doğrudan kâr dağıtımı yapılması doğru değildir.
TTK’nın 509. maddesine göre kâr payı, kural olarak net dönem kârından ve serbest yedek akçelerden dağıtılabilir.
Dolayısıyla şirketin geçmiş yıllardan birikmiş ve dağıtılabilir nitelikteki serbest yedek akçeleri de gerekli şartların oluşması hâlinde kâr dağıtımında kullanılabilir.
Ancak her yedek akçenin dağıtılabilir olduğu düşünülmemelidir. Kanunen ayrılması gereken yedek akçeler ile dağıtılması mümkün olmayan tutarların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Anonim şirketlerde kâr payının dağıtılmasına ilişkin karar genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer alır.
Yönetim kurulu, genel kurula sunulmak üzere kâr dağıtım önerisi hazırlayabilir. Ancak kârın dağıtılması konusunda nihai karar yetkili genel kurula aittir.
Limited şirketlerde ise kâr payı hakkında karar verme yetkisi genel kurula aittir.
Bu nedenle yönetim kurulunun veya şirket yöneticilerinin tek başına kâr dağıtımına karar vermesi kural olarak mümkün değildir.
Yıllık finansal tabloların değerlendirilmesinin ardından genel kurul gündeminde kârın kullanım şekli ve kâr dağıtımı konusunda karar alınabilir.
Genel kurul;
kârın dağıtılmasına,
kârın tamamının veya belirli bir kısmının dağıtılmasına,
dağıtılabilir kârın yedek akçeye ayrılmasına,
geçmiş yıl kârlarına aktarılmasına
karar verebilir.
Kararın şirketin tabi olduğu mevzuata, esas sözleşmeye ve daha önce belirlenmiş kâr dağıtım politikasına uygun olması gerekir.
Kâr payının dağıtılması konusunda karar verilmesi gerektiğinden anonim ve limited şirketlerde genel kurulun yetkisi önem taşır.
Özellikle anonim şirketlerde kâr payı ve kazanç paylarının belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkileri arasındadır.
Bu nedenle yönetim kurulunun tek başına ortaklara kâr dağıtması yerine, gerekli hazırlıkları yaparak konuyu genel kurulun kararına sunması gerekir.
Genel kanuni yedek akçe, şirketin kârından kanun gereği ayrılması gereken yedek akçedir.
TTK’nın 519. maddesi uyarınca yıllık kârın yüzde beşi, ödenmiş sermayenin yüzde yirmisine ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçeye ayrılır.
Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde, pay sahiplerine yüzde beş oranında kâr payı ödendikten sonra kârdan pay alacak kişilere dağıtılacak toplam tutarın yüzde onu da genel kanuni yedek akçeye eklenir.
Bu nedenle kâr dağıtım hesabında genel kanuni yedek akçe mutlaka dikkate alınmalıdır.
Geçmiş yıl zararlarının bulunması, kâr dağıtımında ayrıca değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur.
Şirketin geçmiş yıl zararları ile cari dönem kârının birlikte değerlendirilmesi ve dağıtılabilir kârın doğru şekilde belirlenmesi gerekir.
Bu nedenle yalnızca cari yıl finansal tablolarında kâr bulunması üzerinden doğrudan kâr dağıtımı yapılması uygun değildir.
Dağıtılabilir kârın hesaplanmasında şirketin finansal tabloları, geçmiş yıl zararları, kanuni yedek akçeler, esas sözleşme hükümleri ve ilgili mevzuat birlikte değerlendirilir.
Basitleştirilmiş bir yaklaşımla;
Net dönem kârı + dağıtılabilir serbest yedek akçeler – geçmiş yıl zararları – ayrılması gereken yedek akçeler = dağıtılabilir kârın belirlenmesinde dikkate alınacak tutar
şeklinde bir hesaplama mantığı kurulabilir.
Ancak gerçek kâr dağıtım hesabı şirketin hukuki ve mali durumuna göre ayrıca yapılmalıdır.
Kâr payının hangi oranda dağıtılacağı şirketin esas sözleşmesi, genel kurul kararı, kâr dağıtım politikası ve uygulanacak mevzuat çerçevesinde belirlenir.
Anonim şirketlerde esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadıkça kâr payı, pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanır.
Her ortağın aynı miktarda kâr payı alması zorunlu değildir.
Kâr payının hesaplanmasında sahip olunan payların niteliği, pay grupları, imtiyazlar, sermaye payı ve pay sahiplerinin şirkete yaptıkları ödemeler gibi unsurlar dikkate alınabilir.
Esas sözleşmede özel düzenlemeler bulunması hâlinde hesaplama buna göre yapılır.
Evet. Esas sözleşmede ve ilgili mevzuatta öngörülen şartlar çerçevesinde bazı paylara kâr payı bakımından imtiyaz tanınabilir.
Ancak imtiyazlı pay sahiplerine yapılacak dağıtımın şirket esas sözleşmesine ve TTK ile sermaye piyasası mevzuatına uygun olması gerekir.
Kâr payının ödeme tarihi, genel kurul kararında veya ilgili düzenlemelerde belirlenen esaslara göre tespit edilir.
Genel kurul kâr dağıtımına karar verirken kâr payının hangi tarihlerde ve hangi yöntemle ödeneceğini de belirleyebilir.
Kâr payının ödeme yöntemi şirketin tabi olduğu mevzuat, esas sözleşme ve genel kurul kararı çerçevesinde belirlenir.
Özellikle halka açık ortaklıklarda kâr payının nakit veya diğer yöntemlerle dağıtılmasına ilişkin özel sermaye piyasası düzenlemeleri dikkate alınmalıdır.
Kâr payı avansı, hesap dönemi sona ermeden önce belirli şartların yerine getirilmesi hâlinde ortaklara dağıtılabilen ve yıl sonunda kesin kâr payından mahsup edilen tutardır.
Kâr payı avansı, normal kâr payı dağıtımından farklı bir uygulamadır ve özel düzenlemelere tabidir.
Kâr payı avansının dağıtılabilmesi şirketin tabi olduğu mevzuata ve ilgili düzenlemelerdeki şartlara bağlıdır.
Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi şirketler ile diğer şirketler bakımından uygulanacak hükümler farklılık gösterebilir.
Kâr payı, hesap dönemi sonunda belirlenen dağıtılabilir kâr üzerinden verilen tutardır.
Kâr payı avansı ise hesap dönemi sona ermeden önce, ara dönem finansal tablolarına ve ilgili mevzuattaki şartlara dayanılarak verilen ve daha sonra kesin kâr payından mahsup edilen bir ödemedir.
Halka açık anonim ortaklıklarda kâr dağıtımı yalnızca TTK hükümlerine göre değerlendirilmez.
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve SPK’nın kâr dağıtımına ilişkin düzenlemeleri de dikkate alınmalıdır.
Halka açık ortaklıkların kârlarını genel kurul tarafından belirlenen kâr dağıtım politikaları çerçevesinde ve sermaye piyasası mevzuatına uygun şekilde dağıtması gerekir.
Kâr dağıtım politikası, şirketin elde ettiği kârın hangi esaslar çerçevesinde ortaklara dağıtılacağına ilişkin şirket politikasıdır.
Özellikle halka açık ortaklıklarda kâr dağıtım politikası önemli bir kurumsal yönetim unsurudur.
Kâr dağıtımı sürecinde şirketin finansal tabloları, yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, genel kurul gündemi, kâr dağıtım tablosu ve genel kurul kararları gibi belgeler hazırlanabilir.
Şirketin halka açık olup olmaması ve kâr dağıtımının niteliğine göre hazırlanması gereken belgelerin kapsamı değişebilir.
Kâr dağıtım tablosu, şirketin dönem kârının nasıl kullanılacağını ve ortaklara ne kadar kâr payı dağıtılacağını gösteren hesaplama ve karar belgesidir.
Bu tabloda net dönem kârı, ayrılan yedek akçeler, geçmiş yıl kâr ve zararları, dağıtılacak kâr payı ve benzeri kalemler gösterilebilir.
Her kâr dağıtım kararının ticaret siciline tescil edilmesi gerekmez.
Ancak kâr dağıtım kararıyla birlikte sermaye değişikliği, esas sözleşme değişikliği veya tescili gereken başka bir işlem bulunuyorsa ilgili tescil işlemlerinin ayrıca gerçekleştirilmesi gerekir.
Genel kurul tarafından geçerli şekilde kâr dağıtım kararı alınmış ve ortak açısından kâr payı alacağı doğmuşsa, ödeme yükümlülüğünün zamanında yerine getirilmesi gerekir.
Ödemenin yapılmaması hâlinde şirketin temerrüdü ve ortağın alacağını talep etme hakkı bakımından somut olay ayrıca değerlendirilmelidir.
Şirketin dağıtılabilir kârının bulunması, her durumda tamamının ortaklara dağıtılmasını zorunlu kılmaz.
Genel kurul, kanun ve esas sözleşme hükümleri çerçevesinde şirketin yatırım, finansman, büyüme ve mali yapısını dikkate alarak kârın tamamının veya bir bölümünün dağıtılmamasına karar verebilir.
Ancak bu kararın somut koşullara, şirketin tabi olduğu mevzuata ve pay sahiplerinin korunmasına ilişkin ilkelere uygun olması gerekir.
Hayır, kural olarak şirketin hesaplanan dönem kârının tamamının doğrudan ortaklara dağıtılması mümkün değildir.
Kanunen ayrılması gereken yedek akçeler, geçmiş yıl zararları, esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükler ve diğer zorunlu kalemler dikkate alınmalıdır.
Kâr payı ödemelerinde ortakların niteliğine ve yürürlükteki vergi mevzuatına göre vergi kesintisi yapılması söz konusu olabilir.
Bu nedenle dağıtılacak brüt kâr payı ile ortağın eline geçecek net kâr payı birbirinden farklı olabilir.
Vergisel hesaplamanın dağıtım tarihi itibarıyla güncel mevzuata göre yapılması gerekir.
Brüt kâr payı, ortak adına hesaplanan toplam kâr payı tutarıdır.
Net kâr payı ise varsa vergi kesintileri ve diğer yasal kesintiler yapıldıktan sonra ortağa ödenecek tutardır.
Kâr dağıtım kararının alınmasının ardından şirketin muhasebe kayıtlarında dağıtılacak kâr payına ilişkin gerekli kayıtlar yapılır.
Kayıtların şirketin finansal raporlama sistemi ve vergi mevzuatıyla uyumlu olması gerekir.
Yönetim kurulu, şirketin finansal tablolarını ve dağıtılabilir kâr durumunu değerlendirerek genel kurula sunulmak üzere kâr dağıtım önerisi hazırlayabilir.
Ancak anonim şirketlerde kâr payı dağıtımına ilişkin nihai karar yetkisi genel kurula aittir.
Mali müşavir, şirketin finansal kayıtları ve vergi mevzuatı bakımından kârın ve dağıtım tutarlarının hesaplanmasına ilişkin mali ve muhasebesel çalışmaları yürütebilir.
Kâr dağıtımının şirketler hukuku ve kurumsal karar boyutunun ise ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Esas sözleşmede kâr dağıtımına, pay gruplarına, imtiyazlara ve kâr payının hesaplanmasına ilişkin özel hükümler bulunabilir.
Bu nedenle kâr dağıtım hesabı yapılırken şirketin güncel esas sözleşmesinin mutlaka incelenmesi gerekir.
Geçmiş yıl kârlarının dağıtılabilir nitelikte olması ve kanun ile esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde genel kurul tarafından dağıtılması gündeme gelebilir.
Ancak geçmiş yıl kârlarının tamamının otomatik olarak dağıtılabilir olduğu varsayılmamalıdır.
Serbest nitelikteki yedek akçelerin dağıtılabilir olması hâlinde, kanun ve şirket esas sözleşmesi hükümleri çerçevesinde bunlardan kâr payı dağıtılması mümkün olabilir.
Yedek akçenin niteliği ve dağıtılabilir olup olmadığı öncelikle belirlenmelidir.
Esas sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı sürece anonim şirketlerde kâr ve tasfiye payının, pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanması esastır.
İmtiyazlı paylar ve özel pay grupları bakımından farklı hükümler uygulanabilir.
Limited şirketlerde de kâr payı dağıtımı genel kurulun kararına bağlıdır.
Yılsonu finansal tablolarının ve yıllık faaliyet raporunun onaylanması, kâr payı hakkında karar verilmesi ve kazanç paylarının belirlenmesi genel kurulun devredilemez yetkileri arasında yer alır.
Anonim şirkette finansal tablolar üzerinden net dönem kârı belirlenir, dağıtılabilir kâr hesaplanır, gerekli yedek akçeler ayrılır ve yönetim kurulunun önerisi doğrultusunda genel kurul tarafından kâr dağıtımı konusunda karar verilir.
Karar sonrasında belirlenen tutarlar ortaklara ödenir.
Pay senetlerinin türü ve payların niteliği, ortakların kâr payı haklarının belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir.
Özellikle imtiyazlı paylar ve farklı pay gruplarının bulunduğu şirketlerde esas sözleşme hükümlerinin incelenmesi gerekir.
İntifa senedi sahiplerine kârdan pay verilmesi, TTK ve şirket esas sözleşmesinde yer alan hükümlere göre değerlendirilebilir.
Halka açık ortaklıklarda ise sermaye piyasası mevzuatındaki özel hükümler ayrıca dikkate alınmalıdır.
Yönetim kurulu üyelerine kârdan pay verilmesi, kanun ve esas sözleşmede öngörülen şartlara bağlıdır.
Pay dağıtımından önce ortaklara kanun ve esas sözleşme uyarınca tanınan kâr paylarının ayrılması ve ilgili yedek akçe yükümlülüklerinin yerine getirilmesi gerekir.
Şirketin esas sözleşmesi ve ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde çalışanlara kârdan pay verilmesi mümkün olabilir.
Ancak bu uygulamanın ortaklara yapılacak kâr dağıtımından önceki ve sonraki sıralaması ayrıca değerlendirilmelidir.
Kâr dağıtımından önce şirketin finansal tabloları, geçmiş yıl zararları, yedek akçeleri, esas sözleşmesi ve genel kurul yetkileri kontrol edilirse hatalı kâr dağıtımı riskinin azaltılması mümkün olabilir.
Özellikle yüksek tutarlı kâr dağıtımlarında önleyici kontrol çalışması şirket açısından önemli bir güvence sağlayabilir.
Altaş Kurumsal Danışmanlık, şirketlerin kâr dağıtım süreçlerinin kurumsal ve mevzuata uyum boyutunun değerlendirilmesine yönelik danışmanlık hizmetleri sunmaktadır.
Bu kapsamda şirketin esas sözleşmesi, finansal tabloları, geçmiş yıl kâr ve zararları, yedek akçeleri, genel kurul kararları ve kâr dağıtım hesapları birlikte değerlendirilebilir.
Kâr payı dağıtım danışmanlığı kapsamında;
dağıtılabilir kârın belirlenmesi,
geçmiş yıl zararlarının değerlendirilmesi,
yedek akçe hesaplamalarının kontrolü,
esas sözleşmenin incelenmesi,
kâr dağıtım önerisinin değerlendirilmesi,
genel kurul kararının hazırlanmasına destek,
kâr dağıtım tablosunun kontrolü,
ortaklara ödenecek kâr paylarının hesaplanması,
kâr dağıtım sürecinin kurumsal açıdan incelenmesi
gibi çalışmalar yapılabilir.
Kâr dağıtımı öncesinde şirketin finansal tabloları, yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, kâr dağıtım tablosu, genel kurul gündemi, genel kurul karar metni, esas sözleşme ve gerekli diğer şirket kayıtları hazırlanabilir. Şirketin halka açık olup olmamasına ve dağıtımın niteliğine göre ek belgeler gerekebilir.
Kâr dağıtımı, yalnızca muhasebe açısından yapılacak bir hesaplama değildir. Şirketler hukuku, finansal raporlama, vergi uygulamaları, esas sözleşme hükümleri ve genel kurul karar süreci birlikte değerlendirilmelidir.
Yanlış hesaplanan veya yetkisiz şekilde gerçekleştirilen bir kâr dağıtımı şirket ve yöneticiler açısından çeşitli riskler doğurabilir.
Bu nedenle özellikle yüksek tutarlı kâr dağıtımlarında işlem öncesinde kurumsal ve mevzuata uyum kontrolü yapılması faydalı olabilir.
Kâr payı dağıtımı, şirketin elde ettiği kârın ortaklara aktarılmasından ibaret basit bir ödeme işlemi değildir. Dağıtılabilir kârın doğru belirlenmesi, geçmiş yıl zararlarının ve kanuni yedek akçelerin dikkate alınması, esas sözleşmenin incelenmesi ve yetkili genel kurul tarafından karar alınması gerekir.
Anonim ve limited şirketlerde uygulanacak kuralların yanında halka açık ortaklıkların tabi olduğu sermaye piyasası düzenlemeleri de ayrıca değerlendirilmelidir.
Kâr dağıtımı öncesinde yapılacak sistematik bir kontrol, hem şirketin hem de yöneticilerin ileride karşılaşabileceği kurumsal ve mali risklerin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Kâr payı dağıtımı, şirketin dağıtılabilir kârının kanun, esas sözleşme ve yetkili organ kararları çerçevesinde ortaklara aktarılmasıdır.
Öncelikle şirketin net dönem kârı belirlenir. Geçmiş yıl zararları ve ayrılması gereken yedek akçeler dikkate alınır. Dağıtılabilir kâr hesaplandıktan sonra yetkili genel kurul tarafından kâr dağıtım kararı alınır ve karar doğrultusunda ortaklara ödeme yapılır.
Anonim ve limited şirketlerde kâr payı dağıtımına ilişkin karar, genel kurulun yetkileri kapsamında alınır. Yönetim kurulu veya şirket müdürleri kâr dağıtımına ilişkin öneri hazırlayabilir ancak yetkili organın karar vermesi gerekir.
Her durumda şirketin elde ettiği kârın tamamının ortaklara dağıtılması zorunlu değildir. Şirketin finansal durumu, geçmiş yıl zararları, yasal yedek akçeler, esas sözleşme hükümleri ve uygulanacak özel mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.
Kâr payı esas olarak net dönem kârından ve kanunen dağıtılabilir nitelikteki serbest yedek akçelerden dağıtılabilir. Dağıtım öncesinde bu kaynakların gerçekten dağıtılabilir durumda olup olmadığı kontrol edilmelidir.
Dağıtılabilir kâr, şirketin dönem kârından kanunen ayrılması gereken tutarlar, geçmiş yıl zararları ve diğer zorunlu kalemler dikkate alındıktan sonra ortaklara dağıtılabilecek kâr tutarıdır.
Net dönem kârı, geçmiş yıl zararları, kanuni yedek akçeler, varsa dağıtılabilir nitelikteki yedekler ve şirketin tabi olduğu diğer düzenlemeler birlikte değerlendirilerek hesaplama yapılır.
Geçmiş yıl zararları bulunan şirketlerde dağıtılabilir kâr hesabı ayrıca yapılmalıdır. Geçmiş yıl zararlarının dağıtılabilir kâr üzerindeki etkisi dikkate alınmadan doğrudan kâr dağıtımı yapılmamalıdır.
Evet. Kanunen ayrılması gereken genel kanuni yedek akçeler kâr dağıtım hesabında dikkate alınmalıdır.
TTK’nın 519. maddesinde genel kanuni yedek akçeye ilişkin düzenlemeler bulunmaktadır. Yıllık kârın belirli bir bölümü, kanunda öngörülen sınıra ulaşıncaya kadar genel kanuni yedek akçe olarak ayrılır.
Kural olarak doğrudan tamamının dağıtılması mümkün değildir. Kanuni yedek akçeler, geçmiş yıl zararları, esas sözleşmeden doğan yükümlülükler ve şirketin tabi olduğu diğer düzenlemeler öncelikle değerlendirilmelidir.
Kârın kullanım şekli ve kâr dağıtımı konusunda karar alınacaksa konunun genel kurul gündeminde uygun şekilde yer alması gerekir.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu tek başına genel kurulun devredilemez yetkisi kapsamındaki kâr dağıtım kararını alamaz. Yönetim kurulunun görevi esas olarak genel kurula öneri sunulması ve karar sonrasında gerekli işlemlerin yürütülmesidir.
Limited şirketlerde kâr payının dağıtılmasına genel kurul karar verir. Şirket müdürleri ise alınan kararın uygulanmasına ilişkin işlemleri yürütür.
Anonim şirkette dağıtılabilir kâr belirlendikten sonra ortakların payları, pay grupları ve varsa imtiyaz hükümleri dikkate alınarak dağıtılacak kâr payı hesaplanır.
Her ortağa mutlaka aynı miktarda ödeme yapılması gerekmez. Pay sahiplerinin sermaye payları ve payların sahip olduğu haklar dikkate alınır.
Anonim şirketlerde esas sözleşmede aksine bir hüküm bulunmadığı sürece kâr payının pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesaplanması esastır.
Evet. Kanun ve esas sözleşmede öngörülen şartlar çerçevesinde bazı paylara kâr payı konusunda imtiyaz tanınabilir.
Şirket esas sözleşmesinde gerekli düzenlemelerin bulunması ve ilgili mevzuatın izin vermesi hâlinde intifa senedi sahiplerine kârdan pay verilmesi mümkündür.
Esas sözleşmede ve ilgili mevzuatta gerekli düzenlemelerin bulunması hâlinde yönetim kurulu üyelerine kârdan pay verilmesi mümkün olabilir. Bunun hesaplanmasında kanuni önceliklerin dikkate alınması gerekir.
Şirketin esas sözleşmesi ve ilgili mevzuat çerçevesinde çalışanlara kârdan pay verilmesi mümkün olabilir.
Kâr payının ödeme zamanı genel kurul kararı, şirketin esas sözleşmesi ve tabi olduğu özel düzenlemeler çerçevesinde belirlenir.
Şirketin tabi olduğu mevzuata göre kâr payının taksitler hâlinde ödenmesi mümkün olabilir. Halka açık ortaklıklarda bu konuda özel sermaye piyasası düzenlemeleri dikkate alınmalıdır.
Kâr payının ödeme şekli şirketin niteliğine ve tabi olduğu mevzuata göre belirlenir. Halka açık ortaklıklarda ödeme şekline ilişkin özel kurallar bulunmaktadır.
Kâr payı avansı, hesap dönemi sona ermeden önce belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde ortaklara ödenen ve daha sonra kesin kâr payından mahsup edilen tutardır.
Kâr payı, hesap dönemi sonunda belirlenen dağıtılabilir kâr üzerinden ödenir. Kâr payı avansı ise hesap dönemi tamamlanmadan önce, ara dönem finansal sonuçlarına göre belirli şartlarla dağıtılır.
Kâr payı avansı dağıtımı şirketin tabi olduğu mevzuat ve ilgili düzenlemelerdeki şartlara bağlıdır. Bu nedenle şirketin türü ve hukuki statüsü dikkate alınmalıdır.
Ortağın niteliğine ve yürürlükteki vergi mevzuatına göre kâr payı ödemesi üzerinden vergi kesintisi yapılması söz konusu olabilir.
Brüt kâr payı, ortağın hak kazandığı toplam kâr payı tutarıdır. Vergi veya diğer yasal kesintiler uygulanmadan önceki tutarı ifade eder.
Net kâr payı, varsa vergi ve diğer yasal kesintiler yapıldıktan sonra ortağa fiilen ödenecek tutardır.
Vergi oranları zaman içinde değişebildiğinden kâr dağıtımının yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan vergi mevzuatına göre hesaplama yapılmalıdır.
Genel kurul tarafından kâr dağıtım kararı alındıktan sonra şirketin muhasebe kayıtlarında dağıtılacak kâr payına ilişkin gerekli kayıtlar yapılır. Muhasebe kaydının şirketin finansal ve vergisel durumuna uygun şekilde oluşturulması gerekir.
Kâr dağıtım tablosu, şirketin dönem kârının hangi şekilde kullanılacağını, ne kadar yedek akçe ayrılacağını ve ortaklara ne kadar kâr payı dağıtılacağını gösteren tablodur.
Kâr dağıtım tablosunun hazırlanmasında şirketin muhasebe ve finans birimleri veya mali müşaviri görev alabilir. Yönetim kurulu ise kâr dağıtım önerisini hazırlayarak genel kurulun değerlendirmesine sunabilir.
Anonim şirketlerde yönetim kurulu, genel kurulun değerlendirmesine sunulmak üzere kârın kullanımına ilişkin öneri hazırlayabilir.
Evet. Genel kurulun kâr dağıtımına ilişkin kararının şirketin karar ve muhasebe kayıtlarında usulüne uygun şekilde bulunması gerekir.
Her kâr dağıtım kararının ticaret siciline tescil edilmesi gerekmez. Ancak karar başka bir tescil gerektiren işlemle birlikte gerçekleştiriliyorsa ilgili tescil yükümlülükleri ayrıca değerlendirilmelidir.
Dağıtılabilir nitelikteki geçmiş yıl kârları, kanun ve esas sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükler yerine getirildikten sonra genel kurul kararıyla dağıtılabilir.
Yedek akçenin niteliğine göre dağıtım mümkün olabilir. Özellikle serbest yedek akçelerin dağıtılabilir olup olmadığı ayrıca incelenmelidir.
Kanunen ayrılması zorunlu yedek akçeler ile dağıtılabilir nitelikteki serbest yedek akçeler birbirinden ayrılmalıdır. Kanuni yedek akçelerin hangi şartlarda kullanılabileceği ilgili mevzuata göre değerlendirilmelidir.
Şirketin dağıtılabilir kârı bulunsa dahi kârın tamamının dağıtılmaması, şirketin finansman ihtiyacı ve gelecekteki yatırımları gibi unsurlar dikkate alınarak genel kurul tarafından kararlaştırılabilir.
Somut olayın şartlarına göre değerlendirme yapılması gerekir. Genel kurul kararının kanuna, esas sözleşmeye, pay sahiplerinin haklarına ve şirketin menfaatlerine uygun olması önemlidir.
Esas sözleşmede kâr payına, imtiyazlara, pay gruplarına ve kârın kullanımına ilişkin özel hükümler bulunabilir. Bu nedenle dağıtım hesabından önce güncel esas sözleşme mutlaka incelenmelidir.
Payların niteliği ve varsa imtiyazlar kâr payı hakkını etkileyebilir. Bu nedenle şirketin pay yapısının ve esas sözleşmesinin incelenmesi gerekir.
Hamiline yazılı paylarda pay sahipliğinin ve ilgili hakların kullanılması bakımından kaydi sistem ve Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtları dikkate alınır. Ödeme süreci şirketin tabi olduğu mevzuata göre yürütülür.
Nama yazılı pay sahiplerinin kâr payı hakkı pay sahipliği kayıtları ve ilgili şirket kayıtları üzerinden belirlenir. Ödeme işlemi şirketin belirlediği usul çerçevesinde gerçekleştirilir.
Kâr dağıtım kararının sağlıklı şekilde alınabilmesi için ilgili hesap dönemine ait finansal tabloların değerlendirilmesi ve gerekli onay süreçlerinin tamamlanması önemlidir.
Bağımsız denetimden geçen şirketlerde denetimden geçmiş finansal tablolar ve denetim sonuçları kâr dağıtım hesabında dikkate alınır. Ancak bağımsız denetim raporu tek başına kâr dağıtımı kararı anlamına gelmez.
Evet. Halka açık ortaklıklarda TTK’nın yanında sermaye piyasası mevzuatındaki kâr payı düzenlemeleri de uygulanır.
Kâr dağıtım politikası, şirketin kârını hangi esaslar çerçevesinde ortaklarına dağıtacağını gösteren kurumsal politikadır. Politika; dağıtım oranı, ödeme şekli, ödeme zamanı ve kâr payı avansına ilişkin esasları içerebilir.
Halka açık anonim ortaklıklarda da kâr dağıtım kararı genel kurul tarafından alınır. Kararın şirketin kâr dağıtım politikası ve sermaye piyasası mevzuatına uygun olması gerekir.
Borsada işlem gören şirketlerde kâr payı dağıtımı, şirketin kâr dağıtım politikası, genel kurul kararı ve sermaye piyasası mevzuatında belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir.
Evet. Payları borsada işlem görmeyen halka açık ortaklıklar için kâr payı dağıtımına ilişkin özel hükümler bulunmaktadır. Bu şirketlerin tabi olduğu özel kurallar ayrıca incelenmelidir.
Evet. Halka açık ortaklıklarda kâr dağıtım tablosunun ilgili sermaye piyasası düzenlemelerine uygun şekilde hazırlanması gerekir.
Şirketin paylarının borsada işlem görüp görmemesine ve tabi olduğu sermaye piyasası düzenlemelerine göre farklı hükümler uygulanabilir. Özellikle borsa dışı halka açık ortaklıklarda kâr payının tam ve nakden dağıtımına ilişkin özel düzenlemeler bulunmaktadır.
Mevzuatta öngörülen şartların yerine getirilmesi ve genel kurulda gerekli kararın alınması hâlinde kâr payının taksitler hâlinde ödenmesi mümkün olabilir.
İlgili sermaye piyasası düzenlemelerinde öngörülen şartların yerine getirilmesi hâlinde kâr payı avansı dağıtılabilir.
Özellikle halka açık ortaklıklarda dönem içinde yapılan bağışların net dağıtılabilir kâr hesabına etkisi bulunabilir. Bu nedenle bağışların kâr dağıtım hesabında ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Şirketin finansal durumu ve borçları, kâr dağıtımının şirket açısından sonuçları bakımından önemlidir. Dağıtılabilir kârın bulunması ile şirketin ödeme gücünün aynı şey olmadığı unutulmamalıdır.
Finansal tablolarda dağıtılabilir kâr bulunması ile şirketin fiilen nakit ödeme kapasitesi farklı konulardır. Kâr dağıtım kararı alınırken şirketin likidite durumu da dikkate alınmalıdır.
Kâr payı dağıtımı doğrudan esas sermayenin azaltılması anlamına gelmez. Ancak şirketin özkaynakları ve nakit varlıkları üzerinde etkisi olabilir.
Evet. Kâr dağıtımı şirketin dağıtılmamış kârlarını ve toplam özkaynaklarını azaltabilir.
Yüksek tutarlı kâr dağıtımları şirketin nakit ve özkaynak yapısını etkileyebileceğinden finansal kuruluşların şirket değerlendirmelerinde dikkate alınabilir.
Evet. Kâr payı imtiyazları, pay grupları, özel haklar ve dağıtıma ilişkin hükümler bakımından esas sözleşmenin güncel hâli incelenmelidir.
Özellikle pay sahipliği ve pay gruplarının dağıtıma etkisinin bulunduğu durumlarda pay sahipliği kayıtlarının güncel ve doğru olması önemlidir.
Önceki dönemlerde alınan kâr dağıtım kararları, kâr dağıtım politikaları, esas sözleşme değişiklikleri ve pay sahipliği haklarını etkileyen kararların incelenmesi faydalıdır.
Önleyici denetim, kâr dağıtımı yapılmadan önce hesaplamalarda, şirket kararlarında ve kurumsal belgelerde ortaya çıkabilecek eksikliklerin belirlenmesine yönelik kontrol çalışmasıdır.
Finansal tablolar, esas sözleşme, yönetim kurulu kararları, genel kurul kararları, kâr dağıtım tablosu, geçmiş yıl kâr ve zararları, yedek akçe kayıtları, pay sahipliği bilgileri ve gerekli diğer şirket belgeleri incelenebilir.
Yanlış hesaplama, ortaklara eksik veya fazla ödeme yapılmasına ve şirket açısından çeşitli hukuki, mali ve muhasebesel sorunlara yol açabilir. Bu nedenle dağıtım öncesinde hesapların kontrol edilmesi önemlidir.
Kanunun öngördüğü şartlar çerçevesinde haksız veya iyi niyet kurallarına aykırı şekilde alınan kâr paylarının geri verilmesi gündeme gelebilir. Somut olayda ödeme koşulları ve ortağın iyi niyeti ayrıca değerlendirilmelidir.
Şirketin kanuna aykırı şekilde kâr dağıtması ve bunun sonucunda zarar meydana gelmesi hâlinde, olayın özelliklerine göre yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu gündeme gelebilir.
Yöneticilerin şirketin kanuna, esas sözleşmeye ve genel kurul kararlarına uygun hareket etmesi gerekir. Özellikle dağıtılabilir kâr bulunmadan ödeme yapılması gibi işlemler sorumluluk açısından değerlendirilmelidir.
Vergi borcunun bulunması tek başına bütün durumlarda kâr dağıtımını otomatik olarak engelleyen bir kural olarak değerlendirilmemelidir. Ancak şirketin vergi ve diğer kamu yükümlülükleri ile mali durumu birlikte incelenmelidir.
Kâr dağıtımının mali ve vergisel hesaplamaları bakımından mali müşavir desteği yararlı olabilir. Bunun yanında şirketler hukuku ve kurumsal karar süreçlerinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Evet. Kâr dağıtımının şirketler hukuku, esas sözleşme, genel kurul yetkileri ve pay sahiplerinin hakları bakımından incelenmesine yönelik hukuku uyum danışmanlığı alınabilir.
Altaş Kurumsal Danışmanlık, şirketlerin kâr payı dağıtım süreçlerinin kurumsal yapı ve mevzuata uyum bakımından değerlendirilmesine yönelik danışmanlık hizmeti sunmaktadır.
Anonim şirketler, limited şirketler ve şirketin niteliğine göre farklı kurallara tabi diğer ticari yapılarda kâr dağıtım süreçlerine ilişkin danışmanlık sağlanabilir. Halka açık şirketlerde ayrıca sermaye piyasası düzenlemeleri dikkate alınır.
Evet. Kâr dağıtımından önce şirketin esas sözleşmesi, finansal kayıtları, geçmiş yıl kâr ve zararları, yedek akçeleri, pay sahipliği yapısı ve genel kurul kararları incelenerek önleyici kontrol gerçekleştirilebilir.
Kâr dağıtımı; muhasebe hesaplarının yanı sıra şirketler hukuku, esas sözleşme, genel kurul kararları, pay sahipliği hakları, yedek akçeler ve vergisel yükümlülüklerin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Önceden yapılacak kontrol, hatalı veya eksik dağıtım riskinin azaltılmasına yardımcı olur.
Kâr payı dağıtımında öncelikle şirketin net dönem kârı ve dağıtılabilir kârı belirlenmeli, geçmiş yıl zararları ile kanunen ayrılması gereken yedek akçeler dikkate alınmalı, esas sözleşme ve pay sahipliği yapısı incelenmeli ve yetkili genel kurul tarafından karar alınmalıdır. Ödeme aşamasında ise şirketin tabi olduğu vergi, muhasebe ve varsa sermaye piyasası düzenlemelerine uygun hareket edilmelidir. Kâr dağıtımı öncesinde yapılacak kapsamlı bir kontrol, şirket ve yöneticiler bakımından ortaya çıkabilecek risklerin azaltılmasına yardımcı olabilir.
Bu hizmetimizi aşağıdaki hizmetlerimizle birlikte değerlendirerek şirketinizde bütüncül bir yapı oluşturulmasına katkı sağlayabilirsiniz:

Altaş Consulting Company’nin temeli, kurucusu Dr. Soner Altaş’ın güçlü akademik birikimi ve kamu deneyimine dayanmaktadır. Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, organize sanayi bölgeleri, teknoloji geliştirme bölgeleri ve kooperatif konularında kaleme aldığı eserler ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nda geçen 24 yıllık kamu görevi boyunca edindiği derin tecrübe; ACC’nin uzmanlık yaklaşımının ana kaynağını oluşturmaktadır. Bu süreçte; aile şirketleri, anonim ve limited şirketler, organize sanayi bölgeleri (OSB), teknoloji geliştirme bölgeleri (TGB), endüstri bölgeleri (EB), Ar-Ge ve tasarım merkezleri, irtibat büroları, yatırım teşvikleri, kamu sermayeli şirketler, kooperatifler ve birlikler, ticaret, sanayi ve esnaf odaları ile üst kuruluşları gibi alanlarda mevzuat, uygulama ve denetim süreçlerinde kazanılan kapsamlı bilgi ile deneyim; Altaş Consulting Company’nin hizmet ve danışmanlık anlayışına yön vermektedir.
Bugün bu güçlü arka plan, danışanlarımıza güvenilir, çözüm odaklı ve yüksek katma değerli hizmet sunmamızın temelini oluşturmaktadır.

Kurucumuz Dr. Soner Altaş, Ticaret Hukuku, Şirketler Hukuku, organize sanayi bölgeleri, denetim ve kurumsal yönetim alanında 25 yılı aşan uzmanlık ve deneyime sahiptir.
Kurucumuz Dr. Soner Altaş'ın akademik bilgisi ile uygulama tecrübesini bir araya getiriyoruz.
Ankara merkezli olarak tüm Türkiye'ye danışmanlık hizmeti vermekteyiz.
İhtiyacınıza özel pratik ve mevzuata uygun çözümler sunmaktayız.
Kurucumuz Dr. Soner Altaş tarafından hazırlanan Şirketler Hukuku Rehberi 2026 ana sayfasına ulaşmak ve diğer bölümleri incelemek için tıklayınız.

Kurucumuz Dr. Soner Altaş’ın “Anonim Şirket Genel Kurul Rehberi” kitabını incelediniz mi?
